Tarım
Karayollarının yapılmasından önceki dönemde, kıyı ovalarının yüzyıllar boyunca gizli kalmış potansiyelini ortaya çıkaran ilk ürün, tropikal kökenli bir kültür bitkisi olan çeltiktir. Yörede ilk önceleri gereksinmeleri karşılamak üzere kişisel olarak ekilen çeltik, iyi randıman alınması üzerine Kemer, Çamyuva, Tekirova, Karaöz, Finike ve Kasaba ovalarının sulanan kesimlerinde yayılmıştır.
Fakat kıyı ovalarının sulanabilir kesimlerinden yararlanılıp, bataklıkların kurutulmaması sıtmanın hızla yayılmasını sağlamıştır. Bunun üzerine önce çeltik ekimine kısıtlama getirilerek ekim sahası daraltılmış ve 1950 yıllarında çeltik üretimine son verilmiştir.
1940 yıllarında gereksinmeleri karşılamak amacıyla yetiştirilmeye başlanılan yer fıstığı, bataklıkların kurutulmasıyla açılan yeni tarım alanlarında yetiştirilmeye başlanmış ve iyi gelir getirmesiyle de Finike, Çamyuva ve diğer kıyı ovalarında yayılmıştır.
"Serada Domates"
Yörede çeltik ve yerfıstığı tarımının başlamasında yerel gereksinmelerin ön planda gelmesine karşılık, pamuk tarımı Antalya'daki dokuma fabrikasına hammadde sağlamak için devletin desteği ile başlatılan bir uğraşı olmuştur. 1945 yılında Finike Ovasında denenen hastalıklara dayanıklı Akala türünden yüksek verim alınması üzerine pamuk tarımı evvelce çeltik ve yerfıstığı ekilen sulak kesimlerde hızla yayılmıştır. Bunun üzerine önce Sümerbank pamuk üreticisine kredi vermiş, daha sonra Ziraat Bankası çiftçiye traktör dağıtarak pamuk tarımını teşvik etmiştir. (Erel s.72)
Kısa sürede kıyı ovalarında rakipsiz hale gelen pamuk tarımı, kıyı ovalarının ülkenin kuzeyinde yer alan kentlere karayolu ile bağlanmasıyla önce duraklamış, 1965 yılından sonra ise sebze ve narenciye bahçelerinin rekabeti karşısında giderek gerilemeye başlamıştır.
Karayollarının yapılmasından önce, kıyı ovalarındaki sebze ve narenciye bahçeleri, geniş sahaya yayılmış pamuk tarlalarının çevresinde küçük parseller halindeydi. Yetiştirilen sebzeler içinde ilk sırayı lahana , semizotu, pırasa gibi kışlık sebzeler ve baklagiller alıyor, domates, biber, patlıcan, kabak gibi yazlık sebzeler ise ikinci planda kalıyordu. Uzun yola dayanıksız olan bu sebzelerle, gereksinimler karşılanmaktaydı. Narenciye bahçelerinden elde edilen bir miktar portakal ve limonu, Akdeniz seferi yapan vapurlarla İstanbul?a sevketmek mümkün olabilmekteydi. Fakat bu ürünlerin İstanbul?a sevkedilmesi, çoğu zaman zararla sonuçlanan riskli bir uğraşıydı. Gerçekten yanaşacak ve yükleme-boşaltma yapacak tesislerin olmaması nedeniyle Finike Limanı?nın ağzına demirleyen vapurlara, diğer kıyı ovalarından küçük teknelerle ancak fırtınasız havalarda getirilebilen ürünler güçlükle yüklenirdi. Açığa demirleyen vapurlara meyvelerin taşınması çok zaman aldığından, hareket saatine kadar sandıkların tamamı yüklenemez, geriye kalan ürün 15 gün sonraki seferi beklediğinden büyük ölçüde çürürdü. Fırtına yüzünden vapurların Finike'ye uğrayamadığı çoğu kış aylarında ise, ürünün tamamen elde kalması olağan bir hadise idi. Vapurun güvertesine üst üste yığılan sandıkların içindeki meyveler ise, bir hafta süren İstanbul yolculuğunda hava koşulları yüzünden bozulduğundan, pazarda güçlükle alıcı bulabilmekteydi. (Özbek s.30)
Cumhuriyetle başlayan ve karayollarının yapımına kadar süren ve sırasıyla çeltik, yerfıstığı, pamuk gibi ticari kültür bitkilerinin tarımının yapıldığı dönemde, kıyı ovalarının tarımsal potansiyelinden yeterince yararlanıldığını söylemek mümkün değildir. Çünkü başta ulaşım problemleri, söz konusu ürünlerden daha fazla kazanç bırakan sebze ve narenciye bahçelerinin kıyı ovalarında gelişmelerini büyük ölçüde kısıtlamıştır.
Finike ovasından sonra yörede diğer zirai üniteyi Beydağları'nın Akdeniz'e bakan yamaçlarından doğan Aykırıçay, Alakırçay'ı ve Ulupınar Çayı'nın açtıkları derin vadiler meydana getirir. Akdeniz İklimi bu vadiler boyunca etkisini sürdürerek, vadilerde bulunana ziraat sahalarına birtakım olanaklar sağlamaktadır. (Erel s.15) Bir duvar gibi kıyı kesimiyle, iç kesim arasında uzanan Beydağları kış mevsiminde iç kesimden gelebilecek soğuk hava akımlarını önlemesi, kıyı şeridinde yer alan Kemer, Çamyuva, Tekirova, Çıralı, Karaöz, Finike ve Demre ovalarındaki tarım alanlarında, tropikal ve yarı tropikal kökenli domates, biber, patlıcan, fasulye, kabak gibi yaz sebzeleri ile, portakal, limon, mandalina gibi narenciye türlerinin ve muzun üretimine olanak tanımıştır.
Ülkemizde turfandacılık, 1950 yılından itibaren karayolu ulaşımının Ege ve Akdeniz kıyı ovalarına girmesiyle önem kazanmıştır. Kumluca ve çevresinde de turfandacılığın gelişmesi de aynı dönemlere rastlar. Karayollarının gelişimiyle üretilen ürünlerin özelliklerini ve tazeliklerini kaybetmeden satılacağı pazara ulaşması mümkün olmuştur. Bunun sonucunda halk diğer tarımsal uğraşıların yanında turfanda sebzeciliğe de önem vermeye başlamış ve kıyı ovalarında en karlı tarımsal uğraşılardan biri haline gelmiştir. Daha sonra ise kış mevsiminin düşük sıcaklıklarının ortaya çıkardıkları aksaklıkları önleme amacıyla koruyucu örtüler kullanılmaya başlanması, 1970 yılından itibaren turfandacılığı Sera Sebzeciliğine dönüştürmüştür.
İlk başlarda bitkileri soğuktan korumak için alçak tüneller kullanılmış, daha sonra bunların geliştirilmesiyle 1963 yılında Demre ve Finike ovalarında ilk ahşap iskeletli plastik örtülü seralar inşa edilmiştir. Yeni deneyimler ve gelişen teknolojiyle birlikte önce demir iskeletli plastik örtülü seralar, daha sonra demir iskeletli cam örtülü seralar ve en son olarak demir iskeletli ve direksiz seralar inşa edilmiştir.
Yörenin örtü altı sebze yetiştiricileri teknolojideki gelişmeleri takip etmektedir. Daha önceleri seraların ısıtılmasında odun kullanılmakta iken, günümüzde ısıtma işlemi tüpgazlı-elektrikli makinalarla yapılmaya başlanmıştır. Zirai ilaçlamada kullanılan ıslak püskürtme yöntemi yerini buharlı püskürtme sistemine bırakmaktadır. Bu yöntem hem daha az ilaç kullanımını sağlamakta, hem de zararlılarla mücadelede daha etkin sonuç vermektedir.
Hayvancılık
Antalya ve çevresinde iklim, bitki örtüsü, sosyo-ekonomik ve coğrafi yapıdan kaynaklanan sebeplerden dolayı uzun yıllar kıl keçisi yetiştiriciliği en önemli hayvancılık faaliyeti olmuştur.
Kış döneminde zengin otlaklara sahip boş kıyı ovaları ve bunların çevresindeki dağlık arazide yaprağını dökmeyen zengin maki örtüsü varlığı, baharla birlikte kıyı kesimiyle yayla kesimi arasında kalan bölgenin zengin otlakları ve sıcak yaz aylarında serin ve geniş çayırlara sahip yaylalar kıl keçisi yetiştiriciliği için en uygun ortamı oluşturmuştur.
Selçuklular ve Osmanlılar zamanında yöreye yerleştirilen konar-göçer Türk Boyları?nın ana uğraşısı hayvancılık yani kıl keçisi olmuştur. Bu uğraşı Osmanlıların son yılları ve Cumhuriyetin ilk yıllarında göçebe grupların yerleşik hayata teşvik edilmesi ve hatta zorlanmasından dolayı yavaş yavaş azalmıştır.
"Oğlak"
1960 yıllarında karayollarının kıyı ovalarına sokulması, bu tarihlerde göçebe hayvancılık ekonomisine bağlı kalarak, kışın kıyı ovalarında kışlayan, yaz mevsiminde ise Beydağlarındaki yaylalara çıkan konar göçer grupları olumsuz yönde etkilemiştir. Kıyı ovalarındaki otlakların daralması ve mevsimlik göç yollarının bozulması, konar-göçer grupların giderek dağılarak ailelerden oluşan küçük parçalara bölünmelerine neden olmuştur. Ana gruptan kopan ve istedikleri gibi karar verebilen bu aileler, sürülerini satarak birbirleriyle yarışırcasına kıyı ovalarında mülk edinme çabasına girmişlerdir. (Tunçdilek s.18-19)
Coğrafi yapının dağlık oluşu, bu dağlık alanların yaprağını dökmeyen kısa boylu maki örtüsüyle kaplı olması ve tarım yapılacak arazinin yeterli olmayışı kıl keçisinin yörede çok geniş bir alanda ve oldukça fazla sayıda yetiştirilmesine yol açmıştır. Fakat son yıllarda Finike Ovası'nda seracılığın gelişmesiyle ve kıl keçisi yetiştiriciliğinin yarı göçebe bir hayatı zorunlu kılması ve bu hayatın güçlükleri, ailelerin keçi sürülerini satarak seracılığa yönelmelerine yol açmıştır.
Konar-göçer grupların yerleşik hayata geçmesiyle kıl keçisi yetiştiriciliği yerini tarla ziraati , koyun ve büyükbaş hayvan yetiştiriciliğine bırakmıştır. Yerleşik hayatla birlikte konar-göçer hayatın en önemli yük hayvanı olan deve de önemini kaybetmiş ve deve sayısında önemli bir düşüş görülmüştür.
Kıl keçisinin azaltılması aynı zamanda bir devlet politikası olmuştur. Ormanlık veya yarı ormanlık alanlarda otlatılan kıl keçisi buralardaki genç fidanların sürgünlerini yemektedir. Bu da ormanların gelişimi açısından olumsuz bir faktördür.
Kıyı ovalarındaki bu duruma karşılık yüksek yayla kesiminde geniş mera ve otlakların varlığı, hububat ekilen alanlarda kalan anızlar ve hasat sonrası elde edilen saman hayvancılık için uygun ortamı oluşturmaktadır.
Günümüzde ova kısmında seracılığın yanısıra aileler 1-2 inek yada süt keçisi yetiştirmekte. Dağ köylerinde hayvancılık biraz daha yaygın yapılmakla birlikte iç anadoluda görülen kapalı mekanlarda yapılan hayvan yetiştiriciliği gibi değil daha çok açık arazide aile başına 3-4 büyükbaş, küçükbaş hayvan yetiştiriciliği şeklinde yapılmaktadır. Dağ köylerinde keçi ve koyun sürüleri yetiştiriciliği de devam etmektedir.